Bu roman, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başının çalkantılı dünyasında, köklerinden koparılmak zorunda kalan insanların hikâyesidir. Varşova’dan başlayıp İstanbul’un doğusunda, Adampol’ün, yani Polonezköy’ün sakin ama bir o kadar da mücadele dolu hayatına uzanan bu yolculuk, sadece coğrafi bir değişimi değil, aynı zamanda bir kimlik arayışını ve yeniden doğuşu anlatır. Marta’nın gözlerinden tanık olacağınız bu hikâye, bir çocuğun büyüme serüveni kadar, bir ailenin, bir topluluğun ve hatta bir milletin hafızasını da taşır. Sürgün, göç, özlem ve aidiyet gibi temalar, bu romanın sayfalarında sadece birer kavram değil, yaşayan, hissedilen ve çoğu zaman acıyla yoğrulan gerçeklikler olarak karşınıza çıkar. Bu eserde anlatılanlar, yalnızca geçmişte yaşanmış olayların bir aktarımı değildir. Aynı zamanda bugün hâlâ dünyanın farklı yerlerinde yaşanan göçlerin, ayrılıkların ve yeni başlangıçların yankısıdır. İnsan, nerede olursa olsun, yanında taşıdığı hatıralar ve kurduğu bağlarla var olur. Bazen en yabancı topraklar, en derin köklerin filizlendiği yer hâline gelir. Marta, bir çocuğun masumiyetinde saklı gücü, bir annenin şefkatinde büyüyen direnci ve bir babanın sorumluluğunda şekillenen cesareti anlatırken okuru da kendi iç yolculuğuna davet eder. Bu sayfaları çevirirken yalnızca bir hikâyeye değil, bir dönemin ruhuna, bir halkın |
Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.