Dokuz yaşındaki Akılay’ın büyük bir hayali var: Gerçek bir Manasçı olmak! Ancak bu yol kolay değildir; çünkü önünde köklü önyargılar, zorlu sorular ve cesaret isteyen bir serüven vardır. Dedesiyle çıktığı bu destansı yolculukta Akılay, Manas Destanı’nın büyülü dünyasını adım adım keşfeder. Manasçının kim olduğunu, nasıl Manasçı olunacağını ve tarih boyunca iz bırakmış unutulmaz büyük Manasçıları öğrenir. Kültürüne sahip çıkarken geleneklerin gücünü ve kadınların da destanlara ses verebileceğini keşfeder. Dedesi, Akılay’ı 6. Dünya Göçebe Oyunları’ndaki Manas Söyleme Yarışması’na hazırlar. Yarışma günü geldiğinde, Akılay en büyük sınavını yalnızca sahnede değil, sahneye çıkmadan önce de verir. Yarışmanın sonunda ise herkese şunu kanıtlar:
“Hayallerin cinsiyeti yoktur!” “Kızlar da Manas Söyler mi?”, cesaret, umut ve geleneklerle örülü; kültürel mirasın kalbinden doğan ilham verici bir hikâyedir. Bu eser, Türk Dünyası’nın çocuklarına yalnızca Manas Destanı’nı tanıtmakla kalmaz; aynı zamanda Kırgız halkının köklü kültürünü, örf ve adetlerini, geleneksel kıyafetlerini ve ata yurdunun ruhunu da yaşatır. Türk coğrafyasının dört bir yanındaki çocuklara kültürel miras bilinci kazandırmayı amaçlayan bu hikâye, Türk Dünyası ortak değerlerimizi yaşatmanın ve geleceğe taşımanın güçlü bir adımıdır. |
sarahhartda (doğrulanmış kullanıcı) –
Bir milletin köklü kültürel destanını çocukların dünyasına büyük bir incelikle taşıyan, çocuklara yönelik yazılmış olmasına rağmen yetişkin okur için de anlamlı bir derinlik barındıran bu eser; kültürel mirasın yeni kuşaklara aktarılmasının ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatırken, çocuklara kendi kökleriyle bağ kurma imkanı sunuyor. Yazara teşekkürler.
Ala-Too (doğrulanmış kullanıcı) –
Okuyucusuna okuma keyfi vermekle kalmıyor, okurun eline bir kültürü tanımanın ve Manas aleminin anahtarını sunuyor. Esrarengiz Manas dünyasını cümleleriyle hissettiren, okuyucusuna adeta Kırgız kültürünü yaşatan bir hikaye. Toplumda “Çok okuyan mı bilir yoksa çok gezen mi?” sorusu çok dile getirilir. Bu eser sanki sözkonusu sualin cevabını hikayenin satırlarında hissettiyor. Hikayede yeniden hayat bulan kültürel ögeler ve hikayenin gerçek bozkır hayatıyla birebire örtüşmesi, yazarın Kırgız topraklarında Kırgız halkıyla içe içe kaldığının ve kaynaştığının en güzel bir kanıtıdır. Bu yönüyle sadece çocuklar için yazılmış hikayeden daha ötesidir. Aynı zamanda büyüklerin ve Türk Dünyasını araştıran araştırmacıların da sayfalarında daha bilimsel yazılara yansımamış bilgileri bulabileceği bir ansiklopedi olduğu söylenebilir. Yazarı tebrik ediyor ve Akılay’la yeni bir yolculuğa çıkmayı dört gözle bekliyoruz!