İnsan, bir başkasını kendi hırslarının karanlık laboratuvarında şekillendirirken onun ruhundan neler çaldığını fark edebilir mi? Ya da bir başkasının hayallerinden, kendine zırhla örülmüş pembe bir dünya yaratabilir mi? Bir kadın… Devlet memurluğunun sağladığı güven, ona ailesinin giydirdiği tek zırhtı. Onu, hayalini kurduğu yaşama taşıyacak merdivenin ilk basamağıydı. Hırslıydı… Yorulmadan kazanmanın, kendisini kısa yoldan güvenceye almanın hesabını yapan bir hırs. Bir adam… Bir uçağın kokpitine oturup kumanda lövyesine dokunmayı hayal ettiği günleri çoktan geride bırakmış, hava üssünde görevli teknisyen astsubay… Kadının adama karşı ilgisi ve sevgisi bir lütuf değil, bir restorasyon projesinin taslağıydı. Bilinçaltındaki puslu dünyanın derinliklerinde bir yerlerde saklanmış, mavi üniformalı kahramanı ışığa kavuşturacak fırsattı. Ve bu proje tamamlandığında, kahramanı gökyüzüne yükselirken kumanda kadının elinde olacaktı… Okuyacağınız satırlar, sadece bir uçağın kokpitine giden yol değil; hırsın, itaatin ve sonu gelmez bir boşluğa çakılışın anatomisidir. Bir yanda, yarattığı “eser” elinden kayıp gitmeye başladığında ağır bir psikotik kırılma yaşayan bir kadın… Diğer yanda, karısının kontrolünden çıkmayı başardığında babasının mezarına gökten düşen bir adam… Gazeteci Ahmet Alpan, güneşe yükselirken balmumundan kanatları eriyen İkarus’un düştüğü Ege kıyılarında; kendi idealleri uğruna bir adamı yavaş yavaş bir projeye dönüştüren, kimliğini silip yeniden şekillendiren bir kadının hikâyesini kaleme aldı… Serdar Kuşku, Gazeteci |
Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.